Narsisizm Üzerine

‘Öz saygı / self esteem’ akımı sağlıklı öz güvenli kişilik yapısının tam tersi etki.

Gençler de doğuştan değerli, eşi bulunmaz ve her şeye laik oldukları düşüncesi sadece Türkiye’yi değil tüm dünyayı etkisi altına almış durumda. Özellikle  Avrupa ve Amerika da çok daha yaygın.

Bedel ödemeden çabalamadan, her şeyin en güzelini , en mükemmelini hak ettiklerine inanmış ya da genel olarak aileleri tarafından inandırılmışlardır. Narsisizmi güçlendiren tek özellik aşırı öz saygı değildir; idealcilik, dediği delilik, ikili ilişkilerde sürekli üstün olma  arayışı ve her konuda benmerkezcilik.

1960-1980 kuşağındaki lise öğrencileri %80 oranında kendini daha değerli görüyor ama aynı cetvele göre %85 oranında da kaygı artışı var. Paradoksal olarak gençler bir taraftan istatistiksel olarak kendilerini anlamlı bir şekilde daha değerli hissederken diğer yandan aynı oranda kaygıları artıyor. Aile içi antiotoriter eğitim sistemi eleştiriliyor. Anne baba otoritesine itaat 20 yıl içinde düşüş gösteriyor. Aşırı koruyucu anne baba modeli ağır basıyor. Helikopter ebeveyn ( Ebeveyn etkinleştirme uygulaması ‘PET’ (Parent Effectiveness Training) eğitimi ile siz çocuklarınızdan daha fazla bilmiyorsunuz temalı mesaj veriliyor. Mesela küçük ayrıntılarda olduğu gibi, önemli ailevi kararlar alınırken de eşit söz hakkı tanınmasını tavsiye eder. Bu durumda çocuk eşit sorumluluk almayı ve bedelini ödemeyi öğrenmiyorlar. Sanki doğuştan gelen bir hakları varmış gibi davranıyorlar.

Aile içi terbiyenin yanı sıra bir çok ülkede eğitim sistemi aşırı övgü üzerine kurulmuş, öğrenciler okullarda hak ettiklerinden fazla not alıyorlar ve tüm sistem onlara ne kadar mükemmel olduklarını ve her şeyin en iyisine laik olduklarını ve istediklerini istedikleri zaman elde edebilecekleri gibi bir potansiyelleri olduğunu söylüyor. Peki gerçekten de böyle mi ? Girip iş ilanlarına baktığımızda verdiğimiz eğitim ve saygıyı iş performansında ve hayat performansında ne kadar alıyoruz ya da ne kadar gösterebiliyoruz.

Terbiye ve eğitimin yanında narsisizmi körükleyen diğer önemli bir madde ise, özellikle ünlüleri ideal insan modeli olarak sunun medyadır. 2006 yılında bir araştırmada 18-25 yaş arasındaki gençlerin %51’i ‘ünlü’ olmayı hedefliyor. Medya programları narsisizmin diğer kesitlerinin; materyalizm, aşırı rekabet, kendini teşhir etme takıntısı, şan/şöhret arayışı ve diğer insanları da kendi amaçlarını gerçekleştirmek doğrultusunda kullandıkları ortaya çıkmıştır.

Nasıl oldu da dünya ve insanlık bu hallere düştü sorusunu sorarsak; cevabı yine bu yazının içinde . 18.yüzyılın ikinci yarısından sonra usulca tüm dünyayı felaket gibi saran ‘Aydınlanma’ sözde medeniyet hareketidir. Bunlar bir sürü akımı da beraberinde getirdi. Descartes’in rasyonelizmi, Locke’nin liberalizmi, Comte’un pozitivizimi , ve diğer bir sürü ‘izm’ler hep aydınlanma paradigmasının ürünleridir. Hepsinin ortak paydası, ilahi vahiy mesajı açıkça veya satırlar arasında reddeden din karşıtı, mağdur, kendi akıllarına tapan tutumlardır. Binlerce senelik insanlık maneviyat birikimi küçümsenir, vahiy mesajlar alaya alınır. Bunun sonucu hırs, israf, gurur, kibir, şöhret ve haset devreye girince insanoğlu artık kontrol edilemez bir hale gelir ve insan 200 yıl kadar  kısa bir süre içinde dünyayı mahveder. Bunu yaparken hakkı olduğunu da düşür. Bütün bunların insanın psikolojisi üzerinde çok yıkıcı başka etkisi daha vardır. Bilinçdışında devasa oranlarda öfke birikimine neden olurlar çünkü ölümle baş edemezler.

Asrın Vebası Narsisizm İlleti Adlı kitaptan derlenmiştir.  Devamı ayrı bir yazı olarak gelecektir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir