”Çözünürlüğü Yüksek Hayatlar”

Neden çözünürlüğü yüksek hayatlar sorusuyla başlamak istiyorum. Filtrelerin baya popüler olduğu telefonların artık içine düştüğümüz bir çağdan yazıyorum çünkü. Kimsenin çözünürlüğü yüksek olmayan bir fotoğrafı yok, hayatlarımız çözünürlüğü yüksek hayatlar haline geldi. Peki bu bir anda mı oldu, hayır bu bir süreç ve bir hikaye gibi anlatmak istiyorum bu süreci size hadi hep beraber okuyalım.

Yıllar yıllar evvel iki insanın birbiriyle konuşma yolu birbirlerinin gözlerinin içine bakarak yüz yüze iletişim kurmaktı. Şimdi ise teknoloji hayatımıza girdiğinden beri önümüzdeki imkanlar arttı; istersek görüntülü konuşabiliriz, en kötü ihtimalle ise telefonla konuşuruz. Peki bu imkanların artması bireyi nasıl etkiledi? Çoğunuz gibi ben de Black Mirror’un sıkı bir takipçisi sayılırım. Özellikle bir bölümüne tam anlamıyla bayıldım. İlkinde Hang the DJ adlı bölümde bir dating uygulaması olan ‘‘the System’’ ve bu program sayesinde tanışan Frank ve Amy’nin ilişkisini konu alıyor. Çok ilginç ki artık hangi bilim kullanılıyorsa bireyi %99.8 ihtimalle en iyi adayla eşleştiren bir program var ve bu dolayısıyla da çok talep görüyor. İlk buluşmaları gayet harika geçen ikili bir süre sonra ilişkilerinin son kullanma tarihlerine bakıyorlar ve 12 saat kaldığını görüyorlar. İkisi de hayal kırıklığı içerisinde ilişkilerini bitiriyorlar. Bir süre sonra yani anlamsız ve boş ilişkilerle geçen bir süre sonrasında Amy ve Frank tekrar eşleşiyorlar. İşin ilginç yanı eğer ilişkilerinin son kullanma tarihine bakmazlarsa zaten o ilişkinin bitmemiş olacağıydı ama merak işte ve bu sefer kesinlikle bakmayacaklarına dair birbirlerine söz veriyorlar. Fakat Frank tekrar kendini güvensiz hissedip ilişkisinin son kullanma tarihine bakıyor ve 5 sene olduğunu görüyor fakat ilişkisine hasar verdiğini söyleyen sistem zamanı düşürüyor ve ayrılık zamanı gittikçe yaklaşıyor. Amy buna çok kızıyor ama system’in içindeyken çıkmak mümkün olmuyor keşke olsa. Bu bana günümüz ilişkilerini hatırlattı. Teknolojiyle sarılan bir ağ var ve bu ağda anlamsız ve boş, tek gecelik ilişkiler peşinde olan sürüce insan var. Anlamlı, doyum sağlanabilecek ilişkiler gittikçe azalmakta ve insanlar bir ümit uygulamalarla kendi yalnızlıklarından kaçmanın yolunu arıyor. Oysa ki kucaklasak sarıp sarmalasak o yalnızlığı çünkü o hep olacak bir ilişkide olsak bile. Kendimizi sevsek kusurlarımızla beraber net olsak net! Bir şey istiyorsak söylesek, arkadan iş çevirmesek, seviyorsak söylesek mesela. Ama sistem böyle çalışıyor işte. Hayatımıza teknoloji girmeden önce ve sonra ne kadar değiştiğimizi antropologlar, psikologlar ve sosyologlar araştırıyor. Ama genel kesim bu değişime alışmış olduğu için gözden kaçırıyor önemini. Beğeniler, takipler ve onaylanma isteği bizi daha çıkarcı, bencil varlıklar haline getirdi. Hayatımızda var olan güzellikleri görmezden gelerek daha mutlu olma peşine düştük. Kapitalizm bizi daha fazla satın almaya iterken online alışveriş ve online olan her şey daha popüler hale geldi. Çeşitli hastalıklar-eskiden olmayan-patladı. Galiba 4 kişiden biri hayatında bir kere depresyon geçiriyor ve tekrarlama riski de yüzde 80. Sağlığımız büyük tehlikede ve nasıl farkında değilsiniz anlamıyorum. Şu an Greta gibi konuşmuşum gibi gelebilir ama ben sadece bir yazarım bütün teknoloji ağıyla mücadele edecek değilim elbette. Yine de yapabileceğimiz şeyler var. Bunlardan birkaçı;

1.            Telefonla aramıza mesafe koymak, belli zamanlarda kullanmamak ya da bir süre belirleyip o süre dışında kullanmamak. Aynı şey diğer teknolojik aletlerde de geçerli!

2.            Beğeniler, likelar bunlar hayatımızı belirlemiyor. Herkes beğenilmek ister ama herkes farklı olmayı göze alamaz bu yazıyı yazarken benim göze aldığım gibi. Bunların peşinde koşmayın, yaşayın hayatı!

3.            Kaçırmıyorsunuz hayır aklınızı kaçırmıyorsunuz. Sadece teknolojik aletler beynimize sinyaller gönderiyor ve o sinyaller olumlu ya da olumsuz olarak bizi etkiliyor. Hemen telefonum olmazsa yapamam argümanını sunmayın, o zaman neden telefonu hayatınızda bu kadar önemli bir  yere taşıdığınızı sorgulayın derim.

4. Çocuklarınıza sadece oyalamak için telefon vermek yerine oyuncak verin onunla oynasınlar dağıtsınlar kırsınlar döksünler ama kısa süreli hazlar peşinde koşmayı erken yaşta öğrenmesinler!

Bu liste sürer gider ama önemli olan şu ki umarım çocuklarımızı akıllı telefonlarla değil de parklarda, yeşil alanlarda yetiştiririz. Farkında olalım, fark ettirelim! Değişim bir kişiyle başlar.

Öneri Kitap:

·      Ben Nesli, Jean M. Twenge

Öneri Dizi ve Filmler:

·      Black Mirror

·      The Truman Show

Uzman Psikolog İlayda Tüter
Latest posts by Uzman Psikolog İlayda Tüter (see all)

Similar Posts

  • ACABA AŞK MI?

          Aşk çoğu zaman karanlığı aydınlığa çevirirken çoğu zaman ise  sizi o aydınlıktan bir anda dibe çekebilir. Aslında baktığımızda uzaktan her şey güzel gibi görünse de çoğu zaman içerisi yarı karanlık olabiliyor çünkü bazen hayal ettiklerimizle karşılaşamayabiliyoruz. Bana göre aşk emektir bir tende iki yürektir. Bazen çok sevdiğimizi ya da sevildiğimizi zannedebiliyoruz fakat hiç ummadığımız…

  • İkigai Uygulama Rehberi: Senpai

    Senpai kelime anlamı olarak akıl hocası anlamına gelmektedir. Japonlara göre başarılı olmak için bir ya da daha fazla akıl hocasına danışmak gereklidir. Ayrıca konfor alanının dışına çıkmak da gereklidir. Her gün aynı şeyleri tekrar edersek başarılı olamayız. Bir öğretiyi en iyi pratiğe dökme yolu konfor alanının dışına çıkaraktır. Ericcson’un da dediği gibi ”ihtiyatlı egzersizler” yani…

  • İkigai Felsefesine Giriş

    Bugün sizlerle İkigai felsefesini konuşmak istiyorum. Garcia & Hernandez (2017)’nin yeni çıkan kitabında da bahsettiği üzere İkigai felsefesi 4 temel uğraştan yola çıkarak ortaya atılmış antik bir felsefedir. Bu 4 uğraş MİSYON, MESLEK, TUTKU ve UĞRAŞ’tır. Okinowa’da yanı dünyanın en uzun yaşayan insanların olduğu Japon kentinde doğanlar herkesin bir İkigai’si olduğunu söylerler. Aşağıdaki diyagramda İkigai…

  • Logoterapi, Morita Terapisi ve Ikigai

    Logoterapi, Victor Frankl tarafından kurulmuş bir psikoloji ekolüdür. Victor Frankl toplama kampında geçirdiği süre zarfında yaşadıklarından yola çıkarak bu ekolü kurmuştur. Frankl hastalarına neden intihar etmediklerini sorarak nevrozların üstesinden gelmek için hayatımızı tekrar keşfetmemizi amaçlamıştır. Kişiler de Logoterapi sayesinde geçmişin zincirlerini kırıp yol boyunca karşılaştıkları her türlü zorluğu yenerek ilerleyebilirler. Sartre’ın da dediği gibi hayatımızın…

  • Duygusal Yeme Davranışı (Emotional Eating) ve Teorileri

    Günlük yaşamda bir çok kişi yemek yemenin mutluluk verici olduğu şeklinde tanımlamalarda bulunabiliyor. Duygusal yeme davranışı yalnızlık, depresyon, anksiyete gibi duygu değişimlerine karşılık olarak genellikle normalden daha fazla yemek yemeye neden olan psikolojik yeme çeşidi olarak da tanımlanmıştır.Duygusal yeme olarak tanımlanan bu yeme davranışı, ruh halinin kontrolü için besin tüketiminin bir sonucudur.Duygu doyumunu artırmak için…

  • Gestalt Terapisi

    Almanca bir kelime olan ‘‘gestalt’’ Almancada şekil, düzen ve tasarı anlamına gelmektedir. Gestalt terapisi bir insanın bütünsel olarak bilişsel deneyimini önemser. Gestalt psikolojisi der ki bütün parçaların toplamından daha önemlidir. Fritz Perls, Gestalt terapisinin kurucusu hem psikiyatrist hem de psikolog olarak Almanya’da yetişmiştir. Perls döneminin Freudyen zihniyetine uyum sağlamayan biridir. Gestalt yöneliminin çözüm odaklı olmaktan…

Bir yanıt yazın