Suicide Room  (İntihar Odası Film Analizi)

Suicide Room (İntihar Odası Film Analizi)

Psikoloji öğrencileri ve alana merakı olanlara yol göstermesini umduğum Suicide Room (İntihar Odası) incelemesi, Jan Komasa’nın yönettiği, 2011 yılı Polonya yapımı  insanın iç dünyasının yansıtan dramatik bir filmdir. Film bir opera salonunda başlayıp yine aynı opera salonunda bitiyor. Filmde bir genç ve ailesinin hayatından kesitler verilerek konu hakkında fikir sahibi olmamız isteniyor.

Zengin bir ailesi olan Dominik sıradan bir lise öğrencisidir. Babası bakanlıkta çalışıyor, annesi ise ticaretle uğraşıyor. Karışık bir aile hayatı olan Dominik’in babası sekreteriyle ve annesi de ortağıyla gizli ilişki yaşıyor. On sekiz yaşındaki Dominik, özel şoförle gittiği bir sanat okulunda son sınıfta okuyor. Klasik müzik dinlemekten hoşlanıyor ve hareketli popüler şarkıları pek tercih etmiyor.

Bir gün Dominik dersten çıkınca arkadaşlarının yanına gidiyor, bilgisayarda bir video ile karşılaşıp arkadaşlarıyla izlemeye başlıyor. Başlığında “kapalı dünya, açık yaralar” yazan videoda kolunu jiletle çizen birini görüyorlar.

Mezuniyet günü için bir kız Dominik’e baloda partneri olmasını istiyor ve o da kabul ediyor. Zaten ne oluyorsa o gün oluyor. Mezuniyete geç kalan ailesi kısa süreliğine uğrayıp oradan ayrılıyor. Aileler ayrılınca gençler alkol ve esrar kullanmaya başlıyor ve bir süre sonra Dominik ve Alex öpüşmeye başlıyor, bu esnada videoya çekilen Dominik ve Alex, internete yayılan videoda çirkin yorumlarla karşılaşıyor. Kendinden şüphe duymaya başlayan Dominik birkaç gün sonra da karate kursunda Alex’in tacizine uğruyor. Bunun üzerine hemen şoförünü arayıp onu almasını istese de şoförü gelemeyeceğini söyleyince sinir krizi geçiriyor. Otobüse binip birtakım suçlara karışıyor ve dayak yiyor. ( Bu durum ile depresyon ve antisosyal kişilik yapılanması olduğu sonucuna ulaşabiliriz.)

Akşam eve gidince Alex ile olan videoyu tekrar izleyen Dominik, videodaki link yoluyla internet üzerinden Sylwia adında bir kız ile tanışıyor ve uzun süre yazışmaya ve görüntülü konuşmaya başlıyorlar.

Dominik depresyon belirtileri gösteren bir birey, dışardan bakıldığında sorunsuz bir hayatı olmasına rağmen  iç dünyasında depresif bir yana sahip. Direnç gücü düşük ve yönlendirmelere açık bir yapısı var. Nitekim Alex le öpüştükten sonra kendisine homoseksüel olduğu söylendiğinde bunu kabul edecek eğilimler gösteriyor. Bu da insanların fikirlerinden çok çabuk etkilendiği anlamına gelmektedir.

İlgisiz ve mutsuz bir ailesi olan Dominik onlar kendisiyle iletişim kurmadığı sürece dertlerini anlatmıyor. Dominik bir süre odasından hiç çıkmıyor ve sürekli internette oyun oynayıp Sylwia ile konuşuyor. Ailesi bir gün Dominik’i alıp aile dostlarıyla operaya gidiyor. Opera çıkışı aile dostlarının kızıyla Dominik’in arasını yapmaya çalışıyorlar ancak Dominik bu durumu bozup ailesine bir ders vermek için homoseksüel olduğunu söylüyor ve orada bulunan erkek heykeli herkesin gözü önünde öpüyor. Bu duruma sinirlenen annesi, Dominik’in dikkat çekmeye çalıştığını ve şımarık olduğunu söylüyor. Sabah uyandığında Dominik, internetteki video yüzünden arkadaşları arasında dalga geçilme boyuta geldiğini fark ederek ağlıyor ve bir çeşit travma yaşıyor. Sylwia ile konuştuğunda Sylwia onun çok hassas olduğunu, gerçekliğin ona zara verdiğini söylüyor. Kendilerinin normal olmadıklarını ve insanların onları anlamadığından söz eder. ’Sen farklısın, biz farklıyız.’  Dominik bu durumda ne yapaması  gerektiğini sorunca Sylwia ona korkularının üzerine gitmesini söylüyor; “ Ödlerini kopart, terörist ol! “ Dominik bu konuşmalar üzerine babasının silahını alarak okula gidiyor. Kendince karanlık bir yapıya bürünen Dominik, arkadaşlarına meydan okuyor ve akşam eve dönünce olan biteni Sylwia’ya anlatıyor. Kendisini çok güçlü, tıpkı bir katil gibi hissettiğinden söz ediyor. Sylwia ise Dominik’le gurur duyduğunu söyleyip ve beraber oynadıkları oyunda karakterleri ile birbirine sarılıyorlar. Dominik, Sylwia ile gerçek hayatta görüşmeyi teklif ediyor ancak Sylwia görüşmek istemiyor çünkü üç senedir evden çıkmadığını, yaşamak için hiçbir sebebin olmadığını, zamanı gelince herkesin ölmesi gerektiğini söylüyor. Dominik ise her zaman olduğu gibi tam tersini söyleyerek Sylwia’yı yaşamaya ikna etmeye çalışıyor.

Dominik on gün boyunca odasından çıkmadığında bunu evde tek fark evde çalışan yardımcı kadın oluyor. En sonunda polise haber veriyor. Eve gelen polis Dominik’in intihar etmeye çalıştığını görüp Dominik’i hastaneye götürüyor. Daha sonra ailesi gelip görüşmek istese de doktor ailesinin Dominik ile görüşmesine izin vermiyor ve evden on gün boyunca çıkmadığından ailesinin haberi dahi olmadığını anlıyor. Dominik hastaneden çıktıktan sonra eve gidip hemen oyuna giriyor ve Sylwia ile konuşmaya başlıyor. Sylwia ise alkolle ilaç kullanıp uyuyacağını söylüyor. Ona acının kendisine zevk verdiğinden söz ediyor. Dominik gece yarısı odasından çıkıp mutfağa gidiyor ve annesi ile karşılaşıp annesi ona serzenişte bulunmaya başlayınca Dominik acı çekmesi gerektiğini ve ancak onu böyle anlayacağını söylüyor.  Ailesi son olan olaylardan sonra destek almaya karar veriyor ve görüşmesi için bir psikiyatrist çağırıyorlar. Psikiyatrist, çocuklarının internet bağımlısı olduğunu ve onunla iletişim kurmanın bir yolu olduğunu söyleyerek ailenin isteği gibi hemen ilaç yazmıyor. Bunun üzerine ailesi psikiyatristi değiştirip başka bir doktor çağırıyor. Bu psikiyatrist ise hemen ilaç yazmaya niyetlenip Dominik’le konuşmaya başlıyor. Dominik doktora kaygılar içinde boğulduğunu ve uyuyamadığını, her şeyin yalnızca olumsuz tarafını gördüğünü, bu durumdan kurtulup normal bir hayata dönmek istediğini söylüyor. Psikiyatrist ona isteyerek intihar edip etmediğini sorduğunda Dominik bu soruya hayır cevabını veriyor; “Yaşamaya cesareti olmayan insanları anlamıyorum” diyor. Psikiyatrist de onun intihar edecek birisi olmadığını söylüyor. Aslında bu girişimin arkasında Sylwia’nın ona korkak olduğunu ve ölmeyi beceremeyeceğini söyleyip onu manipüle etmesi yatıyor. Görüşmeden sonra Dominik Sylwia’yla konuşmaya devam ediyor. Sylwia ölmeye hazır olduğunu söylediğinde Dominik de onunla gitmek istediğini söylemesine rağmen Sylwia onun buna daha hazır olmadığını söylüyor. “Sen hala yaşamak istiyorsun Dominik, bu dünya sevgiden yoksun halde.” Tam da bu konuşmalar devam ederken Dominik’in babası interneti kesip bağırmaya başlıyor. Dominik odasından çıkarak interneti açmasını isteyip oyundan söz ettiğinde babası bununla dalga geçerken  annesi ciddiye alıyor. Orada insanların birbirini merak ettiğini ve önemsediğini ancak gerçek hayatta bunun olmadığını söylüyor. Dominik ise babasını ikna edemeyince kendisine verilen ilaçları da alıp evden çıkarak bir bara gidiyor. Alkolle birlikte ilaçları içmek için tuvalete gidiyor, o anda soyunarak kendilerini videoya çeken çiftin kameralarına Dominik’in fenalaşıp düştüğü anlar görünüyor. Dominik oracıkta “anne!”, “Ailemi arayın!”  diye bağırarak ölüyor.

Dominik’in oynadığı İntihar Odası adlı oyunun oyuncuları Dominik’i çok merak ediyorlar. Oyuncular bir gün bir ses duyuyor: “Ben Dominik’in annesiyim, Dominik…intihar etti.”. Bu haberi duyan Sylwia internetini söküp üç yıl sonra ilk kez dışarı çıkıyor. Son sahnede bir opera salonunda Dominik’in annesi ve babası görünüyor ancak bu sefer ayrılmışlar ve annesi işteki ortağıyla birliktedir ve film burada sona eriyor.

Filmde Geçen Sözler:

1) Sen neden kendini öldürmek istemiyorsun?

2) Ben özgürüm. Bu duyguyu şiddetle öneririm.

3) Aklınız fikriniz kendinizi öldürmede değil mi?

4) Acı çekmek zorundasın. Daha önce çekmediğin kadar. Nasıl bir acı içinde olduğumu anlaman için.

5) Kaygılar içinde boğulduğumu hissediyorum.

6) Her şeyin yalnızca olumsuz tarafını görüyorum.

7) Sen intihar edecek tipten biri değilsin.

8) Aslında, kendi canına kıyan insanları anlamıyorum. İnsanın yaşama karşı cesareti olmalı. Bence onlar korkak. Dünya’nın kendi etrafında döndüğünü sanan bencil yaratıklar. Sana bahşedilmiş en büyük hediyeden nasıl feragat edersin ki? Bunu kendine ve sevdiğin insanlara nasıl yaparsın? Bunu anlamıyorum ve anlamak da istemiyorum. Elinden geldiği kadar başkaları için yaşamalısın.

9) Yalnız kalmaktan çok korkuyorsun.

10) Endişelenen kişiler için… Böyle bitsin istemezdik. Yaşamak istedik. Bu dünya sevgiden yoksun. Dünya bitmiş artık. Bu dünya bizleri hak etmiyor. İşte bu yüzden gitmemiz gerekiyor. Miadımız doldu. Biz gideceğiz, sen kalacaksın. Kendini, bilmeden yavaş yavaş öldürüyorsun. Sen intihar odasısın.

Depresyon ve antisosyal kişilik özelikleri dikkatimi çekti.

Dsm-5 e göre tanılar:

Depresyon bir duygudurum bozukluğudur.

Birinci basamakta en sık görülen psikiyatrik hastalıktır.

Sözlük anlamıyla: Bunalım- Uyaranlara karşı duyarlılığın, iş yapabilme gücünün, kendine güvenin azalarak karamsarlığın, umutsuzluğun güçlenmesiyle ortaya çıkan ruhsal bozukluk, ruhsal çöküntü. Telavi edilmemiş depresyon;

azalan yaşam kalitesi,

artan intihar riski

Major Depresyon Tanı Kriterleri

Major Depresyon aşağıya bastırmak, bastırmak anlamına gelir. Duygu durumundaki çöküntüyü anlatır. Ancak Major depresyonda duygudurumu ile birlikte beden de çökmektedir.

MAJOR DEPRESYON DSM-IV TANI KRİTERLERİ

  1. 2 Haftalık dönem işlevsellik değişikliği ile birlikte aşağıdakilerin  beşinin bulunması, en az birinin Depresif duygudurum, ilgi kaybı veya zevk alamama olması gerekir
  2. Her gün ve gün boyu süren depresif duygudurum ( Üzgün, boşlukta hissetme ,ağlamaklı görünüm)
  3. Her gün ve gün boyu süren etkinliklere ilgide azalma, eskisi kadar zevk alamama
  4. Önemli derecede kilo kaybı veya alımı
  5. İnsomnia veyahipersomnia ( Uykusuzluk veyaaşırı uyuma)
  6. Psikomotor ajitasyon veyaretardasyonun olması (davranışlarda aşırı artma veyagerileme)
  7. Yorgunluk, bitkinlik ve enerji kaybının olması
  8. Değersizlik, aşırı veyaugun olmayan suçluluk duygularının(sanrısal=gerçek dışı yargı) olabilir
  9. Düşüncesini yoğunlaştırmada azalma veyakararsızlık
  10. Yineleyen ölüm düşünceleri ( İntiharla ilgili)
  11. Bu semptomlar karışık tekrarlamanın tanı ölçütlerini karşılamamaktadır.
  12. Bu semptomlar madde kullanımına /Genel Tıbbi duruma bağlı değildir.
  13. Kayıptan 2 aydan fazla süren semptomlar.Yas ile daha iyi açıklanamaz

İntihar; Bir kimsenin toplumsal ve ruhsal nedenlerin etkisi ile kendi hayatına son vermesidir. Kişinin istemli olarak yaşamına son vermesi ve kişinin öz benliğine yönelmiş bir saldırganlık hali olan intihar, psikiyatride başta gelen ölüm nedenlerindendir. Bir düşünce, bir girişim veya tamamlanmış intihar olarak karşımıza çıkabilir. İntihar, stres yaratan yaşam koşullarına tepki veren kişilerden, ağır ruhsal rahatsızlığı olan hastalara kadar geniş bir skalada görülebilmektedir. İntihar eden kişi gerçekten ölmek arzusunda olabileceği gibi bu davranışı ile acısını, umutsuzluğunu dile getirmek amacı da gütmüş olabilmektedir. Literatürde değişik isimlerle anılan intiharlar genel bir ifade ile kişinin kasıtlı olarak kendini öldürmesi olarak tanımlanmaktadır. Tamamen bireysel bir davranış olmakla birlikte aynı zamanda sosyal süreçlerin ve sosyal koşulların iç içe geçtiği karmaşık, sosyal bir olgudur. Yaşamı tehdit edici özelliğe sahip olması nedeniyle ruh sağlığı ve krize müdahale alanında önemli bir yer tutan intihar davranışı; günlük hayatta bir düşünce, bir girişim veya tekrarlayan girişim olarak karşımıza çıkabilir. İntihar olgusu insanlık tarihi kadar eskidir.

Yazar: Emek Öykü KAYA

Editör: Çevirmen Betül KÜRE

Psikoloji Çevirisi ve diğer çeviri hizmetleri için Çevirmen Betül KÜRE tıklayın.

Psikolog Reyhan FEDA – Psikoloji, psikoterapi, psikoloji testleri; www.reyhanfeda.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir