Kitap Önerisi: Bir Cadı Masalı, Leyla Navaro

Kitap Önerisi: Bir Cadı Masalı, Leyla Navaro

Bir aylık aradan sonra tekrar karşınızdayım. Bu yazıda severek okuduğum Bir Cadı Masalı kitabı hakkında değerlendirme yazısı yazacağım. Yazıya başlarken bir kitaptan alıntıyla başlamak istiyorum.

En derin korkumuz yetersizliğimiz değil,

En derin korkumuz sonsuz gücümüzdür.

Bizi asıl ürküten karanlığımız değil,

Kendi ışığımızdır. 

Marianne Williamson, Aşka Dönüş

Duygular ruhumuzun habercisidir. Ruhumuzun nasıl olduğunu bildiren habercilerdir. İlk olarak, duygu ve düşünceyi ayırt etmek gereklidir. Çünkü duygu düşünce değildir. Duygular kişisel ve görecelidir, o durumu, olayı yaşayan kişiye mahsustur. Zevkler ve renkler tartışılmadığı gibi duygular da tartışılamaz. Pek çoğumuz, acı veren duyguların oluşturduğu davranışlardan korkarak, duygularımızı bastırmaya ya da yok saymaya çalışırız. Bunu başarmak için çok fazla enerji harcar, dolayısıyla benliğimizin önemli bir bölümünü yok saymış, bastırmış oluruz. Duygu kesinlikle davranış değildir, ancak davranışları yönlendirir ve şekillendirir. Kızgınlık da bir duygudur. Kızgınlığı duymak ve ona kulak vermek önemlidir. Teresa Bernardez kızgınlığı, ‘’hepimizde mevcut olan ve bizi kötü muamele, taciz veya haksızlığa karşı uyaran ve harekete geçiren bir duygu olarak tanımlar. Çocukken yaşadığımız kızgınlıklar, genelde aile tarafından kabul görmez, anlaşılmaz veya ayıplanır ve bastırılır. Erkek çocuklarda daha fazla kabul ve onay gören kızgınlık tepkileri, kızlara yakıştırılmaz, beğenilmez ve durdurulur. Oysa kızgınlık çok normal ve insani bir duygudur. Ruhumuzun bir olumsuzluğa karşı verdiği sinyaldir. Ataerkil düzen, gücü erkeğe teslim ettiği için, kızgınlığın gücü kadar saldırganlığı da erkekte görmeyi yeğlemiş, kızan ve kızgınlığını saldırganlıkla belirten erkekleri daha ‘’erkeksi’’ olarak kabul etmiştir. Fiziksel saldırının dışında, erkekler kızgınlıklarını sözel saldırıyla da belirtirler. Kadınlarsa, kızgınlık tepkisi olarak sözel dışavurum yaparlar. Ancak başa çıkamayacakları kaba güce maruz kaldıklarında biriktirdikleri öfke enerjisini başkalarına, örneğin çocuklarına yönelterek, sözel ve fiziksel saldırı dürtülerini çocuklarının üzerine boşaltırlar. Sonuçta kızgınlık, daha güçlü olanın daha zayıf olana yönelttiği bir saldırganlık davranışına dönüşür. Kızgınlık, özellikle önemsediğimiz, önemli bulduğumuz ilişki ve olaylarda oldukça güçlü yaşanır. Kızgınlık duygusunun yoğunluğu ve verdiği acı, bu duyguyu yaratan kişiye veya duruma verdiğimiz önemle doğrudan orantılıdır. Çoğumuz önemsediğimiz kişiyi kaybetmemek uğruna kızgınlığımızı dile getirmemeyi, susmayı, sineye çekmeyi yeğleriz. Temel kaygı ilişkiyi kaybetmemek, ilişkide olduğumuz insanı yitirmemektir. Önemli olan kızmak, kızgınlığını duyurmak, ancak buna rağmen iletişime devam etmek, ilişkide kalmayı bilmek ve iletişimi koparmamaktır. Nelerin bizi kızdırdığını dile getirmek, duygularımızı açıklamak, ancak karşı tarafı da duymayı bilmek, yani kızgınlığımıza rağmen mutlaka iletişimde ve ilişkide kalmayı öğrenmektir. 

Latest posts by Uzman Psikolog İlayda Tüter (see all)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir